
“Tarihini bilmeyen bir millet, yol olmaya mahkûmdur…”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Her yıl 19 Mayıs’ta bambaşka bir gururla ay yıldızlı bayraklarla sokaklara dökülüyor, marşlar söylüyor, Atatürk’ü bitmek bilmeyen bir özlem ve minnettarlıkla anıyoruz… Bu coşkuyu şüphesiz dünyada eşi benzeri görülmemiş bir mücadelenin verdiği gururdan alıyoruz. Ama 19 Mayıs 1919’da başlayan mücadelenin, her anı gururla anımsanacak tarihini ne kadar biliyoruz?
Gelin bu defa bayramımızı, tıpkı Atatürk’ün dilediği gibi “tarihini bilen gençler” olarak farklı bir bilinçle kutlayalım…
***
Osmanlı Devleti, 1914 yılında sonuçsuz bir maceraya sürüklenmişti… Bu macera, yüzlerce yıllık bir imparatorluğun sonunu getirecek olsa da, aslında ümitli bir başlangıcın da ilk işaretiydi… Tarihler 30 Ekim 1918’i gösterdiğinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla hasta adamın düştüğü yataktan, benzersiz bir direniş ruhu şahlanacaktı…
Tüm dünya; ölmekte olanın millet değil, devlet olduğuna, eşi görülmemiş bir mücadeleyle tanık olacaktı… O mücadelenin adı İstiklal Savaşıydı…
Ülke I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrıldığında, İstanbul Hükumeti ve padişah, yenilgiyi kabul etmiş, teslimiyetçi bir politika içindeydi.
Bu politikayla, elde avuçta kalan toprakları ve nüfuzlarını koruyabileceklerine inanıyorlardı…
Vatanın kurtuluşunu isteyen ulusal güçler birlikte hareket etme güdüsünden yoksundu, milli cemiyetler yalnızca bölgesel direnişi örgütleyebiliyordu. Ulusal bir direniş, hala örgütlenebilmiş değildi…
Amaç ortaktı ancak ortak bir faaliyet yoktu. Ülkenin işgale uğrayan yerlerinde direniş bölgesel olarak başlamıştı ancak henüz düşman askerinin uğramadığı yerlerde bir bilinç uyandırılamamıştı.
Kimse, kurtuluş için ne yapılması gerektiğini bilmiyordu…
Bir kişi dışında….
O, I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’den Kafkasya’ya, Suriye- Filistin’e cepheden cepheye koşmuş…
Çanakkale’de yazdığı destanla tarihin akışını değiştirmiş…
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın kabul edilemez olduğunu her fırsatta dile getirmiş…
13 Kasım 1918’de boğazdan İstanbul’a giriş yaparken gördüğü İtilaf donanmasına bakarak, “Geldikleri gibi giderler demiş…” ve daha o günden beri Anadolu’ya geçmenin yollarını arayarak mücadeleye yeminler etmiş bir liderdi…
Türk ulusunun kahramanı, bundan yedi yıl önce Trablusgarp’ta halkı düşmana karşı birleştirmeyi, örgütlemeyi başarmıştı. Bu örgütlenmeyi, anavatan için mümkün kılabilecek birisi varsa o Mustafa Kemal’den başkası olamazdı…
Ülkede bu çetin koşullar yaşanırken, İtilaf subaylarının kol gezdiği Samsun’da direniş başlamıştı… Samsun halkı bir yandan Rum çetelerinin saldırılarıyla, öte yandan İtilaf Subaylarının keyfi uygulamalarıyla baş etmeye çalışıyor, kentin dört bir yanında olan bitene başkaldıran halkın haklı isyanı yankılanıyordu…
İtilaf kuvvetleri, bu direnişin bir an önce durdurulması gerektiğine inanıyorlardı. Nitekim direniş ruhu bulaşıcıydı ve yayılması riski göze alınamazdı.
Bu nedenle İtilaf Devletleri, İstanbul Hükumeti’ne, Samsun ve çevresinde yaşanan halk direnişinin önlenememesi halinde, bölgenin işgal edileceğini bildirdi.
Padişahın artık tek bir seçeneği vardı. Ulusun güvenini kazanmış bir komutanı, halkı teskin etmesi için bölgeye yollamak…
Bu amaçla Osmanlı Hükûmeti Mustafa Kemal Paşa’yı 9. Ordu Müfettişi olarak bölgeye göndermeye karar verdi…
Mustafa Kemal’in beklediği fırsat, ayağına gelmişti… “Harbiye nezaretinden çıkarken heyecandan dudaklarını ısırıyordu. Kafesi açılmış, önünde geniş bir alem… Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydi…”
Anadolu’da işgalin ilk günlerinden beri parlayan kıvılcımları bir araya getirmeye, Anadolu’da bir yangını körüklemeye gidiyordu şimdi…
O yangın ülkeyi baştanbaşa saracak, dindiğinde yitik bir imparatorluğun küllerinden muzaffer bir millet doğacaktı…
Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs’ta kendisini Samsun’a götüren gemiyle İstanbul Limanı’ndan ayrılırken, adının tarihin hiç eskimeyecek bir sayfasına işleniyor olduğunu, geminin vardığı limandan, tüm mazlum milletlere ilham olacak bir direnişin başlayacağını kim bilir… Belki de kendisi bile bilmiyordu…
Daha Samsun’a ayak basar basmaz, Türk halkının haklılığını dünyaya haykıracağı, İstanbul Hükumeti’ne “Buraya kadar!” diyeceği ve yola sırtını dayadığı milletiyle devam edeceğini duyuran genelgelere, ulusa varlığını ve gücünü hatırlatan kongrelere imza atacak, derin bir inançla yürüdüğü yolun her bir adımını “Ya İstiklal, Ya Ölüm” parolasıyla kat edecekti…
***
Bu topraklarda çıkılan hiç bir yolculuk, atılan hiç bir adım, kanatlarını açmış, önündeki geniş aleme uzanan Mustafa Kemal Paşa’nınki kadar kurtarıcı olmamıştır…
Başöğretmen Mustafa Kemal’in izinden gururla yürüyen bir öğretmen ve en önemlisi bir Cumhuriyet kadını olarak; 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayıp tüm yurdu saran, tüm dünyada “devrim” ve “direniş” sözcüklerine yepyeni anlamlar kazandıran bağımsızlık mücadelemizi omuzlarında taşıyıp yükselten, milletinin istiklali için canını feda eden tüm şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyorum…
Ezgi ÜNLÜ
