Müziğin Gücü Adına :)

Merhaba herkese, alışmaya başlasakta (!) zorlu ve bir o kadarda sıkıcı salgın döneminin dördüncü ayının sonlarına geldiğimiz bu günlerde daha keyifle okuyacağınızı düşündüğüm bir yazıyla karşınızdayım. Konumuz “Müzik!”

Müziğin gücü hemen hissediliyor değil mi? Kelime olarak bile geçse insanın hem içinde hem de yüzünde bir gülümseme beliriyor.

Hayatımızın hangi alanında yok ki müzik. İnsanoğlunun belki de en karşı koyamadığı duyularından birisi duymak ve sonrasında dinlemek… Müziği ister dinleyin, ister söyleyin, ya da bir müzik aleti çalarak onu yoktan var edin – ki bu benim en hayran olduğum yetenek sanırım- demem o ki, aktif veya pasif hiç fark etmez, o veya bu şekilde MÜZİK insanın var olduğundan beri en önemli bileşenlerinden birisidir. Hiç düşündünüz mü? Birçok kişi yaşam alanına girdiğinde dinlemeyecek ya da aynı odada bile olmayacak olsa da hemen ya radyo açar ya da televizyonu açar. Hep söyledikleri de “Bir ses olsun!”. Çok ilginç değil mi? Evde, yolda, yürüyüşte, sporda, koşarken, otururken, yerken, sohbet ederken, romantik bir yemekte, eğlenirken, bir şeyler yaparken hayatımızda; hayatımızın tam ortasında aslında hep müzik var. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; müzik beyin gelişiminde olsun, konsantrasyonu sağlamada olsun veya ruh halimizi değiştirmek istediğimizde olsun bizi en çok etkileyen şey! Düşünün ki müzik ile ruh halinizi bile değiştirebilirsiniz… Bunu lütfen deneyiniz. Ama ayarlarınızla (!) çok oynamayın, mesuliyet kabul etmem 😀 Müzik dinlemek için nota bilgisine yada o dili anlamaya bile gerek yoktur, evrensel kelimesini en iyi anlatan şeyde tam da budur belki de!

Müziğin gücüne ben çok inanırım. Benim için müzik mi? Sanırım hayatımın her anında müzik vardı ve varda olacak. Nerede müzik duyarsam hemen beni içine çeker ve içinde kaybolurum. Modumu kolay kolay müzik dışında hiçbir şey değiştiremez. Dinlediğim müziğe göre ruhum şekilleni verir, değişi verir….Yani kısacası eski bir korist ve radyocu geçmişi olarak benim iyi bir müzik dinleyicisi olduğumu söyleyebilirim.

Hayatınızda hep müzik olmasını diliyorum,

müzikle kalın ve hayatta kendi müziğinizi yaratmaktan kormayın 😉

Ezgi Arzu YURDAKÖK

Gökçe KARACA
  1. Merhaba Gökçe, öncelikle hoş geldin. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Merhaba; ben Gökçe KARACA.  Müzik öğretmeniyim. Branşım ise keman ve piyano.1986 Ankara doğumluyum. İlk ve orta öğretim yıllarında müzik öğretmenim tarafından yönlendirilerek Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ne girdim. Gazi Üniversitesi eğitim fakültesi müzik öğretmenliği ana bilim dalından 2008 yılında mezun oldum ve 2010 yılında ise yüksek lisans programımı tamamladım.

Lise ve üniversite öğrenimim boyunca yurt içi ve yurt dışı pek çok festivalde, orkestra ve solo konserlerde yer aldım. Tüm bu müzikal faliyetlerin dışında AB gençlik projeleri gerçekleştirmeye ve katılımcı olmaya devam ettim. Bir sivil toplum kuruluşunun desteği ile resim ve müzik alanında gerçekleşen ve yöneticisi olduğum “Avrupa’nın Evrensel Dili; Sınırlar Ötesinde Sanat” projemiz 2005 yılı en iyi Youth projesi ödülünü aldı. Üniversite hayatım boyunca da bu ve benzeri projelere destek vermeye ve katılımcı olmaya devam ettim.

Uzun bir eğitim süreci sonunda 2010 yılında öğretmenlik macerama resmi olarak başladım ve kendi özel derslerim dışında yaklaşık 10 yıldır özel okullarda keman eğitimi veriyor ve müzik öğretmenliği yapıyorum.

2015 yılından itibaren “Suzuki Keman Eğitimi” ile tanıştım ve benim keman eğitimine bakışımda büyük bir değişime sebep oldu diyebilirim. Avrupa Suzuki Eğitim Derneği’ne bağlı suzukı level1 ve suzukı level 2 sertifikalı keman eğitimcisiyim.

2.Peki bu Suzuki Keman Eğitimi nedir ve normalde verilen keman eğitiminden nesi farklıdır?

Suzuki keman eğitimi okulu; uzun yıllar boyunca pek çok müzik eğitimcisinin dediği gibi müziğin sadece “yetenekli” denilen “seçilmiş” insanların yapabileceği bir şey olmadığını görmemi sağladı diyebilirim. Suzuki için keman eğitimi “anadil metodu” olarak adlandırdığı bir yöntem ile anne karnından itibaren başlar ve çocuğun doğumundan itibaren uygun öğrenme ortamlarının sağlanmasını hedefleyerek veli-öğretmen-öğrenci üçlüsü arasında sıkı bir dayanışma ve takip sistemiyle uygulanır.

Bende, bir özel okul öğretmeni olarak yalnızca “yetenekli” çocuklarla çalışma lüksü olmayan bir eğitimci olarak Suzuki’nin “Her çocuk yapabilir!” cümlesinin içindeki umudu gördüm ve bunu dersine girdiğim her bir öğrencimin de görmesi için çabaladım.

3. Müzik hayatının neresinde diye sorsam, bize nasıl cevap verirsin?

Müzik aslında ben daha çocukken hayatımın tam ortasındaymış diyemem. Sanılanın aksine ne küçük ne büyük ailemde müzisyen kimse bulunmuyor. Elbette müziğe yatkınlığı ve ilgisi olan vardır fakat aslında çok da sanat dolu bir ortamda büyümedim diyebilirim. Babam inşaat mühendisi, annem ise elektrik teknisyeni olunca evde müzik alanında kariyer yapmak isteyen birine çok da ciddiyetle bakılmadı diyebilirim ama sanırım bu hususta yolun sonunda zafer benim oldu 🙂 şaka bir yana özellikle ilkokul müzik öğretmenimin keşfi ile müzik alanındaki eğitim hayatım şekillenmiş olsa da, öncesinde şarkı söylemekten, kendimce beste yapmaktan, melodiler üretmekten ve dans etmekten başka oyun oynamayan bir çocuk olduğum söylenebilir. Aslında bu özelliğim yıllar içerisinde pek de değişmedi…

4. Yaratıcılık kanında varmış diyebiliriz o zaman 😀

Evet hala, kendime ayırdığım zamanlarda bir şekilde yine müziğin içinde dans ederken, yazarken, çizerken ve yaratırken buluyorum kendimi.

5. Müzikle uğraşmak isteyen okuyucularımız varsa ve nereden başlayacaklarına karar veremiyorlarsa onlara ne önerirsin?

Özellikle müzik eğitimcileri olarak en sık karşılaştığımız sorulardan biri oluyor bu..

Müzik eğitiminin yaşı yoktur! Eğitim dışardan bir etkiyle değil içerden bir devinimle olduğunda muazzam sonuçlar doğurur bu nedenle içinde müziğin ritmini hisseden herkes istediği her an müziğe başlayabilir. İster enstrüman çalarak, ister söyleyerek..

Fakat, söz konusu profesyonel müzik eğitimi ise, bu aşamada erken çocukluk dönemlerinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki tercih edilecek enstrüman türlerine göre yaş aralıkları farklılık göstereceği gibi ses ve koro eğitimi için de uygun yaş aralıkları değişmektedir. Bu konuda alanında uzman ve deneyim sahibi eğitimcilerden destek alınarak doğru yönlendirmenin önemi çok büyük.

6. Müzik ile ilgilenmek demek illa bir müzik aleti çalmak demek değildir! Doğru bir dinleyici olmakta önemlidir öyle değil mi?

Müzikle ilgilenmek demek ister enstrüman çalarak, ister şarkı söyleyerek, ister beste yaparak, ister dinleyerek olsun büyük önem taşır. En iyi senfoni orkestrasının konserini dinleyen iyi kulaklara, en iyi şarkıcının en iyi enstrüman çalan müzisyenlere, en iyi bestecinin eserini en iyi seslendirecek sanatçılara daima ihtiyacı vardır. Bu nedenle, özellikle özengen müzik eğitiminde profesyonel çalıcılardan çok profesyonel dinleyicilerin yetiştirilmesinin önemine yürekten inananlardanım.

Suzuki’nin dediği gibi bir eğitimci olarak asıl amacım iyi müzisyenler yetiştirmek değil; müziği bilen iyi insanlar yetiştirmektir. Özellikle günümüzde bu sözün anlamının ve ağırlığının özellikle fark edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

7. Senin bir hesabın var aynı zamanda, bize biraz anlatır mısın neler var?

Benim keman eğitimi ile ilgili mesleki bir instagram hesabım var:  “gksuzukiviolin

Çok iyi bir yönetici olmasam da, zaman zaman öğrencilerimin derslerinden, zaman zaman kendi çalışmalarımdan kesitler yayınlıyorum. Ayrıca pek çok online ders ve konser etkinliği için de evrensel bir iletişim ağı sağlıyorum..

Ayrıca; salgın döneminde özellikle enstrümanlarından uzak kalan öğrencilerimize çözüm olmak ve müziğin evrenselliğini online sürdürebilmek amacıyla kurulan www.muzikkoleji.com adresinde keman (suzuki) eğitimi vermekteyim.

Teşekkür ederim 🙂

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın